DEVLETİN BAĞINDAN ÜZÜM ÇALAN, ADALETİN SOFRASINDAN KAÇAMAZ!
Adaletin rengi olmaz
Peki, Türk futbolunda gerçek anlamda adalet sağlanabilir mi?
Türkiye’de siyasetten ekonomiye, yeşil sahalardan adliye koridorlarına kadar uzanan ortak bir beklenti var: Adalet, güven ve temiz bir gelecek.
Ebru Elmaskeser
Türkiye son dönemde yalnızca ekonomik gelişmeleri ve siyasi tartışmaları değil, toplumun vicdanını yakından ilgilendiren önemli meseleleri de konuşuyor. Bir tarafta finans piyasalarındaki usulsüzlük iddiaları, diğer tarafta Türk futbolunun temizlenmesine yönelik operasyonlar…
Bütün bu gelişmelerin merkezinde ise tek bir kavram bulunuyor: ADALET!
Adalet Bakanı Akın Gürlek, devletin haksız kazançla mücadele konusundaki kararlılığını ortaya koyarken, kullandığı bir ifade özellikle dikkat çekti:
“Devletin bağından üzüm çalan tilkiden devlet pekmez olarak üzümü geri alır.”
Bu söz, yalnızca dikkat çekici bir benzetme değil, aynı zamanda devlet otoritesi, kamu hakkı ve hesap verebilirlik açısından güçlü bir siyasi mesajdır.
Ancak burada asıl önemli olan, sözlerin ne kadar sert olduğu değil, hukukun ne kadar adil ve etkili uygulandığıdır.
Çünkü güçlü devlet, yalnızca suçla mücadele eden değil, masumun hakkını da koruyan devlettir.
Türk futbolu artık temiz bir sayfa açmalı!
Türkiye’de futbol, yalnızca doksan dakikalık bir oyun değildir.
Milyonlarca insanın tutkusu, çocukların hayali, şehirlerin ortak sevinci ve zaman zaman da ortak hüznüdür.
Ne yazık ki son yıllarda Türk futbolu, saha içindeki mücadeleden çok saha dışındaki tartışmalarla gündeme geliyor.
Hakem kararları, kulüpler arasındaki gerilimler, bahis ve usulsüzlük iddiaları, futbolseverlerin bu güzel oyuna duyduğu güveni zedeliyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Türk futboluna ilişkin açıklaması bu nedenle önem taşıyor:
“Türk futbolunun temiz olması lazım. Hakemlerin adalet çerçevesinde kimseye bağlı olmadan kurallara riayet ederek maçları yönetmesini istiyoruz.”
Peki, Türk futbolunda gerçek anlamda adalet sağlanabilir mi?
Elbette sağlanabilir!
Ama bunun yolu yalnızca operasyonlardan geçmez.
Futbolun yönetiminde şeffaflık, hakem kararlarında tarafsızlık, kulüpler arasında eşitlik ve bütün soruşturmalarda hukukun üstünlüğü esas alınmalıdır.
Bir hakemin düdüğü hiçbir kulübün gücüne, hiçbir yöneticinin nüfuzuna ve hiçbir siyasi çevrenin beklentisine göre çalmamalıdır.
Çünkü futbol sahasında adalet kaybolursa tribünlerde güven de kaybolur.
Unutulmamalıdır ki futbolu temizlemek, yalnızca yanlış yapanları cezalandırmak değil, doğru yapanların hakkını da korumaktır.
Siyasetin de futbolun da ortak sınavı: Güven
Türkiye’de siyaset zaman zaman sert tartışmaların gölgesinde kalıyor.
İktidar ile muhalefet arasında yaşanan görüş ayrılıkları demokratik hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak mesele kamu kaynakları, vatandaşın birikimleri ve adalet olduğunda siyasi rekabetin üzerinde ortak bir sorumluluk bulunmalıdır.
Bu sorumluluğun adı milletin hakkını korumaktır.
Fon piyasalarına ilişkin yürütülen soruşturmalar da bu açıdan son derece önemlidir.
Bakan Gürlek, soruşturma kapsamında haksız kazanç iddialarının üzerine gidildiğini ve iyi niyetli yatırımcıların korunmasının hedeflendiğini açıkladı.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım vardır.
Meşru yollarla yatırım yapan vatandaş ile manipülasyon yoluyla haksız kazanç elde ettiği iddia edilen kişiler aynı kefeye konulmamalıdır.
Suç iddiaları titizlikle araştırılmalı, deliller ortaya konulmalı ve nihai karar bağımsız mahkemeler tarafından verilmelidir.
Çünkü hukuk devletinde kararlılık kadar masumiyet karinesi de vazgeçilmezdir.
Siyasetin görevi ise bu sürecin güvenilir, şeffaf ve adil işlemesini sağlamaktır.
Vatandaş, kimin hangi siyasi görüşte olduğuna değil, hukukun herkese aynı mesafede durup durmadığına bakmalıdır.
Devlet güçlü olmalı, adalet herkese eşit işlemeli!
Bakan Gürlek’in üzüm ve pekmez benzetmesi, kamu hakkına el uzatanlara yönelik sert bir uyarı niteliğinde.
Ancak bu sözün toplumda gerçek karşılık bulması, soruşturmaların sonuçlarıyla mümkün olacaktır.
Haksız kazanç varsa geri alınmalı.
Kamu zararı varsa giderilmeli.
Suç işlenmişse sorumlular hukuk önünde hesap vermeli.
Ama bütün bunlar yapılırken hiç kimse peşinen suçlu ilan edilmemelidir.
Çünkü adalet yalnızca cezalandırma gücü değildir; aynı zamanda haklıyı haksızdan ayırabilme erdemidir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan da budur.
Ekonomide güven, siyasette sorumluluk, futbolda dürüstlük ve yargıda tarafsızlık…
Bu dört temel unsur birbirinden ayrı düşünülemez.
Ekonomisine güvenmeyen yatırımcı nasıl geleceğe umutla bakamazsa, hakemin tarafsızlığına inanmayan taraftar da maçın sonucuna gönül rahatlığıyla inanamaz.
Aynı şekilde hukukun herkese eşit uygulanmadığını düşünen vatandaşın devlet kurumlarına güveni de zarar görür.
Bu nedenle mesele yalnızca bir fon soruşturması ya da futbol operasyonu değildir.
Mesele, Türkiye’de güven duygusunun güçlendirilmesidir.
Son söz: Adaletin rengi olmaz!
Ben inanıyorum ki Türkiye, kurumlarını güçlendirecek, hukukun üstünlüğünü koruyacak ve toplumsal güveni yeniden pekiştirecek iradeye sahiptir.
Ancak bunun için yalnızca güçlü açıklamalar değil, güçlü ve adil uygulamalar gerekir.
Türk futbolunda hangi takımın formasını giydiğiniz önemli olmamalı.
Siyasette hangi görüşü savunduğunuz, hangi partiye yakın olduğunuz belirleyici olmamalı.
Ekonomide ne kadar güçlü veya nüfuzlu olduğunuz sizi hukukun üzerinde tutmamalı.
Çünkü adaletin ne takımı vardır ne partisi ne de ayrıcalıklı bir sahibi.
Adaletin tek tarafı vardır: Hak ve hukuk!
Ve unutulmamalıdır…
Devletin bağından üzüm çalanın hesabını hukuk sorar.
Ama o bağın gerçek sahibi olan millet, yalnızca üzümün geri alınmasını değil, bağın bir daha talan edilmemesini de ister.
İşte gerçek başarı budur!
Temiz futbol, temiz siyaset, güvenilir ekonomi ve güçlü hukuk…
Türkiye’nin geleceği, bu değerlerin birlikte korunmasına bağlıdır.
Çünkü bir ülkeyi gerçekten güçlü yapan yalnızca ekonomisi, kurumları veya siyasi iradesi değildir.
Bir ülkeyi güçlü yapan, vatandaşının “Bu ülkede hakkım yenmez” diyebilmesidir.
Ebru Elmaskeser