KAŞİF KOZİNOĞLU — BİR YİĞİDİN ARDINDAN
Bazı insanlar vardır; ömürleri bir takvim yaprağı gibi gelip geçmez. Arkalarında bıraktıkları iz, yıllar geçtikçe silinmek yerine derinleşir. Kaşif Kozinoğlu da işte böyle bir isimdi. Onun hayatında makamdan önce vazife, şöhretten önce vatan, menfaatten önce millet vardı. O, Türk devletinin zor coğrafyalardaki sessiz neferlerinden biri olarak yaşadı; yaptığı işlerin çoğunu anlatmadı, anlattıklarının çoğunu da kendisi için anlatmadı. Çünkü onun dünyasında kahramanlık, alkış beklemek değil; gerektiğinde kimsenin görmediği yerde devletin yükünü omuzlamaktı.
Bosna’da “Fedai”, Azerbaycan’da “Köroğlu”, Afganistan’da “Türk General”, Türkistan coğrafyasında “Hayalet” diye anıldı. Her coğrafyada başka bir isim, başka bir hikâye bıraktı. Fakat bütün bu isimlerin ardında tek bir kimlik vardı: Türk evladı. Gittiği yerde yalnızca kendi adını değil, arkasında taşıdığı devletin vakarını temsil etti. Bozkırın sert rüzgârından Kafkasların dağlarına, Balkanların yarasından Orta Asya'nın uçsuz bucaksız coğrafyasına kadar uzanan bir görev hayatı, onun adını sessizce bir destana dönüştürdü.
Onu anlamak için yüksek sesle söylenen kahramanlık nutuklarına değil, vazife başında gösterilen sadakate bakmak gerekir. Çünkü gerçek yiğit, meydanda kendisini göstermek için değil, gerektiğinde milletinin önüne set olmak için yaşar. Türk tarihinde nice adsız kahraman vardır; kimi siperlerde, kimi dağ başlarında, kimi karanlık görevlerde iz bırakmıştır. Kaşif Kozinoğlu da bu zincirin yakın tarihimizdeki dikkat çekici halkalarından biri olarak hatırlanır.
Ve onun ardından anlatılan mezar hadisesi, sevenlerinin hafızasında ayrı bir yere sahiptir. Toprağın bağrına emanet edilen bedeninin mezar açıldığında bütünlüğünü koruduğunun görülmesi, sevenleri tarafından onun yiğitliğine yakışan sembolik bir hatıra olarak anlatılageldi. Fakat bir yiğidin asıl ölümsüzlüğü toprağın bedenine nasıl davrandığında değil, milletin gönlünde nasıl yaşadığıyla ölçülür. Kaşif Kozinoğlu'nun asıl mezarı, onu hatırlayanların yüreğidir.
Bugün onun adını anarken, vatan sevgisiyle ihanet arasındaki çizgiyi de hatırlamak gerekir. Devletine ve milletine sadakat edenlerle, şahsi çıkarını devletin ve milletin üzerinde görenler aynı kefeye konulamaz. Türk devletinin ekmeğini yiyip Türk milletinin düşmanlarıyla iş tutan hiçbir ihanet şebekesi, bu millet için canını ortaya koyan bir yiğidin tırnağına dahi erişemez. Kaşif Kozinoğlu'nun vatan için taşıdığı şerefin yanında, ihaneti meslek edinmiş olanların bütün unvanları ve makamları kuru bir gölgeden ibarettir.
Çünkü bu milletin tarihinde şeref, makamla verilmez; bedel ödenerek kazanılır. Bayrak, yalnızca göndere çekilen bir bez değildir; uğruna can verilen bir emanettir. Vatan, yalnızca üzerinde yaşanan toprak değildir; uğruna ömür tüketilen mukaddes bir mirastır. İşte Kaşif Kozinoğlu'nun hayatını anlamlı kılan da budur: Kendisine ait bir hayatı, milletine ait bir davanın emrine vermiş olmasıdır. Onun hikâyesi, gelecek nesillere “Vatan sevgisi sözle değil, sadakatle ölçülür.” diyecek bir hatıradır.
Bugün aramızda olmayabilir. Fakat bazı yiğitler ölmez; milletin hafızasına emanet edilir. Kaşif Kozinoğlu da artık yalnızca bir insanın adı değil, görevini sessizce yapanların, devletine sadakatle hizmet edenlerin ve vatan uğruna bedel ödemeyi göze alanların hatırasıdır. Türk milleti nice fırtınalar gördü, nice ihanetler atlattı; bundan sonra da görecektir. Fakat bu milletin bağrından Kaşif Kozinoğlu gibi yiğitler çıktığı müddetçe, Türk bayrağının gölgesi altında yetişen hiçbir dava sahipsiz kalmayacaktır.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Allah devletimizi ve milletimizi daim eylesin.
Kaşif Kozinoğlu'nun adı unutulmasın, hatırası yaşasın.
Mustafa Taşkanat Ozan Derdivar