Kuzey Almanya’da Türklerin Oyu Acaba Kimin Umurunda?
Bir zamanlar Almanya’daki Türklerin en büyük meselesi oturumdu. Artık soru değişti;
Almanya’nın geleceği belirlenirken Türk kökenli vatandaşlar masanın neresinde oturacak?
Yabancılar Dairesi’nden gelen bir mektup insanın uykusunu kaçırır, pasaporta vurulacak mühür geleceğinizi belirlerdi.
Bugün başka bir Almanya, başka bir Türk toplumu var.
Oturum kartının yerini Alman kimliği alıyor. “Misafir işçi” diye gelenlerin çocukları ve torunları artık bu ülkenin doktoru, işçisi, öğretmeni, esnafı, mühendisi, işvereni…
Ve en önemlisi: Seçmeni…
İşte Alman siyasetinin artık görmezden gelemeyeceği değişim tam olarak burada başlıyor.
Çünkü dün hakkında karar verilen Türk toplumu, bugün karar veren toplumun bir parçası haline geliyor.
Peki partiler bunun farkında mı?
Daha açık soralım:
Alman siyaseti Türk kökenli insanları hâlâ “göçmen” olarak mı görüyor, yoksa oyunu kazanmak zorunda olduğu vatandaşlar olarak mı?
Biz artık sadece “göç meselesi” değiliz
Almanya’da Türklerden söz edildiğinde siyasetçilerin zihninde birkaç kelime beliriyor:
Göç.
Uyum.
İslam.
Yabancılar.
Entegrasyon.
Sanki Hamburg’da yaşayan Türk kökenli bir vatandaş sabah uyandığında ilk olarak “Bugün entegrasyon konusunda ne düşünüyorum?” diye soruyor kendisine!
Hayır.
Sabah kalktığında kirasını düşünüyor.
Market kasasında ödediği parayı düşünüyor.
Çocuğunun okulunu düşünüyor.
İşyerinin geleceğini düşünüyor.
Emekli olduğunda eline geçecek parayı düşünüyor.
Dükkân sahibi elektrik, personel ve malzeme giderlerini düşünüyor.
Fabrikada çalışan işçi bir sonraki tasarruf paketinde kendi bölümünün kapatılıp kapatılmayacağını düşünüyor.
Yani aslında Alman komşusu neyi düşünüyorsa onu düşünüyor.
O halde neden Türk kökenli seçmen hâlâ çoğu zaman yalnızca göç politikalarının içine sıkıştırılıyor?
Belki de değişmesi gereken ilk bakış açısı bu.
Biz Almanya’nın göç gündeminin bir maddesi değiliz. Almanya’nın ekonomik ve toplumsal gerçeğinin bir parçasıyız.
Pasaport değişince siyasetin matematiği de değişiyor
2024’te yürürlüğe giren vatandaşlık reformuyla birlikte çoklu vatandaşlığın önündeki önemli engeller kaldırıldı. Türk vatandaşlığını koruyarak Alman vatandaşlığının kazanılabilmesi, yıllardır karar vermekte tereddüt eden Türkiye kökenliler açısından önemli bir değişiklik yarattı. (Deutsche Vertretungen in der Türkei)
Fakat burada gözden kaçırılan çok önemli bir ayrıntı var.
Alman pasaportu yalnızca havaalanında hangi sıraya gireceğinizi değiştirmiyor.
Sandıkta da söz hakkı veriyor.
Vatandaşlık demek seçmen olmak demek.
Seçmen olmak ise siyasetçinin sizi dinlemek zorunda kalması demek.
En azından demokrasinin mantığı bunu gerektiriyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Türk kökenli seçmenin Alman siyasetindeki ağırlığı daha fazla konuşulacaktır.
Ancak sayı tek başına güç değildir.
Sandığa gitmeyen seçmenin kalabalık olması siyasetçiyi korkutmaz.
Asıl mesele kaç Türkün Alman vatandaşlığı aldığı değil, kaçının demokratik haklarını kullanarak yaşadığı şehrin ve ülkenin siyasetine müdahil olduğudur.
Seçimden seçime hatırlanmak yetmez
Seçim dönemi geldiğinde manzara tanıdık.
Türk esnafı ziyaret edilir.
Derneklere gidilir.
Çay içilir.
Fotoğraf çekilir.
Bazen birkaç Türkçe kelime öğrenilir.
“Merhaba.”
“Teşekkürler.”
Sonra fotoğraf sosyal medyaya konulur.
Peki sonra?
Sandıklar kapandıktan sonra Türk toplumunun kapısını kaç siyasetçi yeniden çalıyor?
İşte benim asıl merak ettiğim bu.
Çünkü Türkiye kökenli seçmenin artık fotoğraf değil, cevap istemesi gerekiyor.
Kira sorununu nasıl çözeceksiniz?
Dar ve orta gelirli ailelerin üzerindeki yükü nasıl azaltacaksınız?
Küçük esnafı nasıl koruyacaksınız?
Sanayideki iş kayıplarına karşı planınız nedir?
Çocuklarımız için eğitimde fırsat eşitliğini nasıl sağlayacaksınız?
Emeklilik sisteminin geleceği ne olacak?
Irkçılık ve ayrımcılıkla nasıl mücadele edeceksiniz?
Göç politikasını sertleştirirken yıllardır bu ülkede yaşayan insanlara hangi mesajı vereceksiniz?
Bunların cevabını istemek bizim hakkımız.
Çünkü vergimizi verirken “göçmen indirimi” yapılmıyor.
Elektrik faturası Türk’e daha ucuz gelmiyor.
Ev sahibi kirayı vatandaşlık kökenine göre düşürmüyor.
Market kasasında da kimse “Siz 40 yıldır Almanya’dasınız, size yüzde 20 indirim” demiyor.
O halde siyasetten payımızı isterken neden hâlâ misafir gibi davranalım?
Alman siyaseti sertleşirken Türkler nerede duracak?
Almanya’da göç tartışmasının dili sertleşiyor.
İltica, düzensiz göç, sınır kontrolleri ve sınır dışı işlemleri siyasetin merkezinde kalmaya devam ediyor.
Devlet elbette sınırlarını kontrol eder. Yasalarını uygular. Kimlerin ülkeye hangi şartlarla geleceğini belirler.
Ancak burada tehlikeli bir kolaycılığa düşülmemeli.
Yeni gelen göçmenle yarım asırdır burada yaşayan insan aynı siyasi torbaya konulmamalı.
Bugün Hamburg’da doğmuş, Almanca eğitim görmüş, burada çalışan, vergi veren ve çocuklarını burada büyüten Türkiye kökenli bir insanın Almanya’ya aidiyetini hâlâ sorgulamak toplumsal gerçekliği ıskalamaktır.
Çünkü Almanya’daki Türk toplumunun önemli bir bölümü için artık soru,
“Almanya’da kalacak mıyız?”
değil.
Soru şudur:
“Nasıl bir Almanya’da yaşayacağız?”
Aradaki fark muazzamdır.
Birinci soru yabancının sorusudur.
İkinci soru vatandaşın.
Fakat biraz da aynaya bakalım
Buraya kadar siyasetçilere soru sorduk.
Biraz da kendimize soralım.
Almanya’da yıllardır siyasetten yeterince temsil edilmediğimizi söylüyoruz.
Peki kaçımız yaşadığımız şehrin belediye meclisinde neler konuşulduğunu takip ediyoruz?
Kaçımız milletvekillerimize yazıyoruz?
Kaçımız sendikalarda, meslek odalarında, okul aile birliklerinde, siyasi partilerde veya sivil toplum kuruluşlarında aktif görev alıyoruz?
Ve en önemlisi:
Kaçımız sandığa gidiyoruz?
Türkiye’deki siyaseti kilometrelerce uzaktan saatlerce tartışıp kendi sokağımızdaki seçimde sandığa gitmiyorsak burada bir çelişki yok mu?
Ankara’daki bir siyasi tartışmanın bütün ayrıntılarını bilip Hamburg Belediye Meclisi’nin aldığı kararları bilmiyorsak bir şeyleri yeniden düşünmemiz gerekmiyor mu?
Türkiye elbette bizim için önemlidir.
Ailemizdir.
Kültürümüzdür.
Geçmişimizdir.
Ama Hamburg’da yaşayan bir insanın kirasını Ankara belirlemiyor.
Kiel’de çocuğunuzun okulundaki öğretmen sayısını Ankara belirlemiyor.
Bremen’deki ulaşımı Ankara planlamıyor.
Almanya’daki verginizi, emekliliğinizi, sosyal sisteminizi ve günlük hayatınızın büyük bölümünü burada alınan siyasi kararlar belirliyor.
Öyleyse yaşadığımız ülkenin siyasetine seyirci kalamayız.
“Gurbetçi” kelimesini bile yeniden düşünmenin zamanı geldi
Belki de artık kullandığımız kelimeleri de sorgulamalıyız.
Gurbetçi.
Birinci kuşak için son derece anlamlıydı.
İçinde özlem vardı.
Memleket hasreti vardı.
Bir gün dönme düşüncesi vardı.
Ama Hamburg’da doğan bir çocuk nerenin gurbetçisidir?
Kiel’de doğup büyüyen, Almanca düşünen, Türkiye’ye yaz tatillerinde giden üçüncü kuşağa hâlâ “misafir” muamelesi yapmak ne kadar gerçekçidir?
Almanya’daki Türklerin hikâyesi artık geçici göçün hikâyesi değildir.
Kalıcı olmanın hikâyesidir.
Ve kalıcı olmak yalnızca burada ev satın almak veya iş kurmak değildir.
Kalıcı olmak, yaşadığınız ülkenin geleceği hakkında söz sahibi olmaktır.
Oyunuzun kıymetini önce siz bilin
Yaklaşan seçim dönemlerinde partiler yine kapımızı çalacak.
Bırakalım çalsınlar.
Ama bu kez çayın yanında sorularımız da masada olsun.
Bize kimi sevdiğimizi sormasınlar.
Bizim için ne yapacaklarını anlatsınlar.
Bizi yalnızca göç politikası üzerinden değerlendirmesinler.
Konut politikasını anlatsınlar.
Ekonomiyi anlatsınlar.
Eğitimi anlatsınlar.
İstihdamı anlatsınlar.
Emekliliği anlatsınlar.
Ve sonra biz karar verelim.
Çünkü demokratik toplumda siyasetçinin görevi seçmene kimlik biçmek değil, onun oyunu kazanabilmektir.
Altmış yılı aşkın bir süre önce Almanya’ya gelen ilk kuşağın cebinde iş sözleşmesi, elinde bavulu vardı.
Bugünkü kuşağın elinde başka bir şey var:
Oy pusulası.
Bence Alman siyasetinin de Türk toplumunun da artık bunu anlamasının zamanı geldi.
Soru artık “Türkler Almanya’ya ait mi?” değildir.
O tartışma çoktan geride kalmalıydı.
Bugünün sorusu çok daha somut:
Almanya’nın geleceği belirlenirken Türk kökenli vatandaşlar masanın neresinde oturacak?
Ve seçim yaklaşırken siyasetçilere sorulması gereken soru da gayet basit:
Türklerin oyunu istiyorsunuz…
Peki Türklerin derdini gerçekten biliyor musunuz?
Çünkü bu kez mesele oturum değil.
Mesele pasaport da değil.
**Mesele söz sahibi olmak ! **