Bugun...


Erol KAVUNCU

facebook-paylas
BİR NATO ZİRVESİNİN ARDINDAN MASANIN ALTINDA KALANLAR
Tarih: 15-07-2026 13:40:00 Güncelleme: 15-07-2026 13:42:00


BİR NATO ZİRVESİNİN ARDINDAN

Asıl Tehdit Ülkelerin Sınırlarında Değil, Vicdanlardadır!

Ankara’da dünyanın en güçlü liderleri bir araya geldi.

Güvenlik konuşuldu.

Tehditler konuşuldu.

Savunma konuşuldu.

Ve yine daha fazla silah konuşuldu.

Daha fazla savunma bütçesi…

Daha fazla füze…

Daha fazla savaş uçağı…

Daha fazla tank…

Daha fazla askerî yatırım…

Liderler daha fazla silahı konuşurken, insanlık bir kez daha barışı, merhameti ve yaşanabilir bir dünyayı masanın altında bıraktı.

Oysa insanlığın gerçek ihtiyacı; insan onurunu, hukukun üstünlüğünü ve vicdanı merkeze alan evrensel bir güvenlik anlayışıydı.

Hiç kuşkusuz her devlet güvenliğini sağlamak ister. Bu, meşru bir haktır. Fakat insanı asıl düşündürmesi gereken, güvenliğin hangi anlayış üzerine inşa edildiğidir.

Çünkü silahlar büyürken güven küçülüyor.

Bütçeler kabarırken vicdanlar fakirleşiyor.

Çünkü tankların ve füzelerin büyüdüğü bir çağda küçülen yalnızca insanın merhameti, birbirine olan güveni ve ortak geleceğe dair umududur.

İşte tam da bu yüzden asıl tehdit, sınırlarımızda değil; adeta ‘‘insan insanın kurdudur’’ meteforunu haklı çıkararak insanı insana düşman eden akıl tutulmasındadır.

İNSANLIK KİME KARŞI SİLAHLANIYOR?

İnsanlık adına dürüstçe şu soruyu sormalıyız:

İnsanlık gerçekten kime karşı hazırlanıyor?

Kimden korkuyor?

Yeryüzündeki bütün bu askerî güç, bütün bu teknoloji, bütün bu devasa bütçeler kime karşı biriktiriliyor?

Cevap acıdır.

İnsan, yine insana karşı hazırlanıyor.

Aynı göğün altında yaşayan insana…

Aynı dünyanın ekmeğini paylaşan insana…

Kendi türüne…

İnsanlık, bütün zekâsını, bütün teknolojisini ve bütün servetini yine insana karşı seferber ediyor.

Buna ne akıl razı olur ne vicdan!

Çünkü silah sadece demir değildir.

Silah, korkunun sanayileşmiş hâlidir.

Silah, güvensizliğin kurumsallaşmış biçimidir.

Silah, insanın insana olan güvenini kaybetmesidir.

Ve tarih bize defalarca aynı hakikati göstermiştir:

Yeryüzünde üretilen hiçbir ölüm makinesi sonsuza kadar depolarda beklememiştir.

Önce birileri tarafından bir tehdit üretilmiştir.

Sonra bir gerekçe yazılmıştır.

Ardından gökyüzü yeniden ateşle, dumanla kaplanmıştır.

Çocukların masum çığlıkları yine savaşın karanlığında kaybolmuştur.

Anneler yine evlatlarının ardından sessiz ve tarifsiz acılarla baş başa kalmıştır.

Şehirler yine sadece yapılarını kaybetmemiştir; insanlığın vicdanında kapanması imkansız yaralar açılmıştır.

Ne acıdır ki savaşlar çoğu zaman yalnızca cephelerde de sürmemiş; onları besleyen derin kötülük, silah baronlarının, silah endüstrisinin gölgesinde büyümüştür.

GÜCÜN HUKUKU DEĞİL, HUKUKUN GÜCÜ

İnsanlığı ayakta tutacak olan, gücün hukuku değil; hukukun gücüdür.

Silahların güvenliği değil; adaletin güvenliğidir.

Bugün insanlığın en büyük akıl tutulması da budur.

Yeni bir füze sistemi…

Yeni bir savaş uçağı…

Yeni bir savunma bütçesi dünyanın her tarafında bir başarı hikâyesi gibi sunuluyor.

Oysa aynı dünya üzerinde milyonlarca insan açlıkla mücadele ediyor.

Aç bi ilaç masum çocukların sessiz çığlıkları arşı alâyı titretiyor.

Savaşlardan kaçan insanlar yollarda can veriyor.

Diğer taraftan uyuşturucu ağları büyüyor.

Fuhuş, ahlaksızlık, insan ticareti sürüyor.

Çevre felaketleri derinleşiyor.

Yalnızlık çağın en büyük salgınlarından biri hâline geliyor…

Bütün bu sorunlarda ortak irade oluşturmakta zorlanan insanlık, silahlanma söz konusu olduğunda şaşırtıcı bir kararlılık gösterebiliyor.

Keşke aynı kararlılıkla şu cümlelerin altına da imza atılabilseydi:

Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek.

Hiçbir insan ilaçsız bırakılmayacak.

Hiçbir mazlum sahipsiz kalmayacak.

İnsan onuru, bütün çıkarların üzerinde tutulacak.

İşte o zaman gerçekten güvenlikten söz edebilirdik.

Çünkü korku ikliminden güvenlik doğmaz.

Korku, daha büyük korkular üretir.

Silah, daha büyük silahları çağırır.

Şüphe, daha büyük düşmanlıklar doğurur.

Gerçek güvenlik; insanların birbirinden daha çok korktuğu bir dünyada değil, birbirine daha çok güvendiği bir dünyada mümkündür.

İNSANLIĞIN GERÇEK SAVUNMASI

Yeryüzünü bugüne kadar ayakta tutan yalnızca güç değildi.

Bu dünyayı ayakta tutan;

Adaletti, merhametti, erdemdi, hakikatti…

İnsanı bir kutlu emanet bilen vicdandı.

Bu gün insanlığın en büyük ihtiyacı yeni füze sistemleri, yeni nesil savaş uçakları değildir.

Yeni nesil vicdanlardır.

Yeni bir ahlak ve medeniyet tasavvurudur.

Yeni askerî ittifaklar değildir.

İnsanı yeniden insan yapacak büyük bir vicdan ittifakıdır.

Çünkü tarih, derin kötülük silah tüccarlarının büyüttüğü servetleri değil; insan onurunu koruyanların bıraktığı izleri hatırlayacaktır.

İnsanlığın gerçek savunması, daha büyük cephanelikler kurmakta değil; insan onurunu, hukukun üstünlüğünü ve vicdanı merkeze alan evrensel bir düzen kurabilmektedir.

Ve insanlığın önünde cevabını bekleyen temel soru şudur:

İnsanoğlu dünyaya birbirini yok etmek için mi gönderildi; yoksa birbirini yaşatacak bir vicdan medeniyeti inşa etmek için mi?

Erol Erol Kavuncu

 

 



Bu yazı 53 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI