NÜFUS DÜŞÜYORSA ALARM, MERHAMET DÜŞÜYORSA KIYAMET!
ASIL FELAKET NÜFUSUN AZALMASI DEĞİL, MERHAMETİN KURUMASIDIR!
Bir milletin geleceği neyle ölçülür, nasıl büyür?
Petrolüyle mi, doğalgazıyla mı, altın rezerviyle mi, fabrikalarıyla mı, yollarıyla mı, tanklarıyla mı?
Hayır!
Bütün bunlardan önce nitelikli insanıyla…
Çünkü yerin altında ne kadar zenginlik saklı olursa olsun, onu çıkaracak, işleyecek, koruyacak ve gelecek nesillere milleti için, insanlık için… taşıyacak nitelikli insan yoksa o servetin ne anlamı vardır?
Türkiye bugün tam da bu noktada ciddi bir demografik tehditle karşı karşıyadır. Doğurganlık hızımız nüfusun kendisini yenileme eşiği kabul edilen 2,1’in hayli altına düşmüş, toplumumuz hızla yaşlanmaya başlamıştır.
Evet bunlar elbette son derece ciddi meselelerdir.
Ancak bütün bu tartışmaların ötesinde, rakamlardan çok daha büyük bir sorun yatmaktadır:
Türkiye neden çocuk sahibi olmaktan, doğurmaktan! uzaklaşılıyor?
İşte asıl mesele buradadır!
Çünkü nüfus azalması bir sonuçtur.
Ve asıl tehlike, doğurganlığın, insan yetiştiren iklimin kurumasıdır.
ASIL FELAKET NÜFUSUN AZALMASI DEĞİL, MERHAMETİN KURUMASIDIR!
Bir toplumda aile zayıflıyorsa, annelik değersizleşiyorsa, çocuk sahibi olmak bir yük gibi gösteriliyorsa, fedakârlık küçümseniyorsa, hepsinden önemlisi şefkat ve merhamet hayatın merkezinden çekiliyorsa yalnızca çocuk sayısı azalmaz.
Toplumun ruhu da çöker!
Çünkü çocuğun ilk okulu, okul değildir.
Ailedir.
İlk öğretmeni öğretmeni değildir.
Annesidir.
Çocuk sevgiyi önce annenin kucağında öğrenir.
Güveni annenin sesinde bulur.
Şefkati annenin dokunuşunda hisseder.
Sabretmeyi annenin fedakârlığından öğrenir.
Merhameti, paylaşmayı, affetmeyi, şükretmeyi, aileyi, akrabayı, komşuluğu ve insan olmayı annenin davranışlarından görerek öğrenir.
Anne yalnızca çocuk doğurmaz; insan doğurur.
Hatta daha da ötesi:
Anne, toplumu doğurur!
Bu nedenle ‘‘ev hanımı’’ annelik emeğini yalnızca “çalışıyor mu, çalışmıyor mu?” ölçüsüyle değerlendirmek, insan yetiştirmek gibi paha biçilmez bir emeğe ihanet etmek demektir.
ANNE ÇOCUK BÜYÜTMEZ SADECE; İNSAN, VİCDAN VE GELECEK YETİŞTİRİR!
ÇOCUK YETİŞTİRMEK EN BÜYÜK EMEKTİR…
Evinde çocuk büyüten, onun elinden tutan, ona sevgiyi, saygıyı, sabrı, şükrü, komşuluğu, akrabalığı, paylaşmayı, israf etmemeyi ve insan olmayı öğreten. ‘‘ev hanımı’’ annenin emeği nasıl olur da “çalışmıyor” diye tarif edilebilir?
Bir anne çocuğunun başında saatlerce durup beklediğinde sadece bir çocuğa bakmıyor.
Bir karakter inşa ediyor.
Bir vicdan yetiştiriyor.
Bir insanın dünyaya bakışını şekillendiriyor.
Bir milletin geleceğine yatırım yapıyor.
Bir fabrikanın ürettiği malın ekonomik değeri hesaplanabiliyor da bir annenin yetiştirdiği insanın değeri neden hesaplanamıyor?
İşte burada düşünce sistemimizi yeniden kurmak zorundayız.
Diğer taraftan kreş yaparak çocuğun bakım ihtiyacını karşılayabilirsiniz; fakat anne şefkat, merhametinin… yerini asla dolduramazsınız.
ÇÜNKÜ ÇOCUK, SADECE SAKSIDAKİ ÇİÇEĞE BAKILDIĞI GİBİ BAKILACAK! BİR VARLIK DEĞİLDİR.
Çocuk bağ kuracak, sevilecek, dinlenecek, eğitilecek ve şahsiyeti inşa edilecek bir insandır.
İnsanın ilk bağ kurduğu yer ailedir.
İlk sığındığı liman annesidir.
İlk güven duygusu annenin kucağında oluşur.
Anne ile çocuk arasındaki o ilk bağ koparsa, toplumu ayakta tutan görünmeyen bağlar da kopar.
Şefkat azalırsa tahammül azalır.
Tahammül azalırsa öfke artar.
Öfke artarsa çatışma büyür.
Merhamet çekilirse toplumda sahtekârlık, zorbalık, şiddet, bağımlılık, bencillik ve insanın insana yabancılaşması sıradanlaşmaya başlar.
NÜFUS AZALIRSA DEVLET KÜÇÜLEBİLİR BELKİ; AMA MERHAMET AZALIRSA TOPLUM ÇÜRÜR!
Bu yüzden mesele yalnızca “kaç çocuk doğuyor?” sorusu da değildir.
Asıl soru şudur:
Nasıl bir insan yetiştiriyoruz?
Nasıl bir aile kuruyoruz?
Çocuğun ilk yıllarını kim şekillendiriyor?
Anneye nasıl bakıyoruz?
Annelik emeğini nasıl ödüllendiriyoruz?
ANNE OLMAYI BİR FEDAKÂRLIK, FEDAKÂRLIĞI BİR DEĞER, DEĞERİ DE DEVLET POLİTİKASI HÂLİNE GETİREBİLİYOR MUYUZ?!
Bugün nüfus artışını konuşuyoruz.
Ama nüfusun niçin artmadığını yeterince konuşuyor muyuz?
Annelik neden değersizleşiyor?
Çocuk sahibi olmak neden giderek erteleniyor?
Çocuk yetiştiren annenin değerini, emeğini toplum ve devlet ne kadar görüyor?
Çocuk yetiştirmek neden hâlâ “çalışmamak” kavramıyla yan yana getirilebiliyor?
Ve en önemlisi…
Bir anneye “Senin yaptığın işin ekonomik değeri yok” duygusunu verirsek, yarın o anneden nasıl fedakârlık bekleyeceğiz?
ANNELİK BİR KAYIP DEĞİL, MİLLETİN GELECEĞİNE YAPILAN EN STRATEJİK BİR YATIRIMDIR!
İşte tam da bu yüzden Türkiye’nin demografik politikasının merkezine tam da bu anlayışı koymak zorundayız.
Annelik romantik bir övgüyle geçiştirilecek bir mesele değildir.
Annelik sosyal, ekonomik ve stratejik bir değerdir.
Anne maddi olarak desteklenmelidir.
Manevi olarak güçlendirilmelidir.
Anne sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır.
ÇOCUK BÜYÜTEN ANNENİN EMEĞİ EMEKLİLİK VE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNDE GERÇEK BİR KARŞILIK BULMALIDIR!
Annelik ekonomik bir “kayıp” değil, milletin geleceğine yapılan en stratejik bir yatırım olarak görülmelidir.
Çünkü bugün evinde çocuk yetiştiren anneye verilen destek, aslında yarının doktoruna, öğretmenine, mühendisine, bilim insanına, çiftçisine, askerine, girişimcisine ve yöneticisine verilen destektir.
Bir ülkenin geleceği bazen devasa bütçelerde değil, bir annenin çocuğunun başında sabırla beklediği gecelerde hazırlanır.
Bir milletin geleceği bazen Meclis salonlarında değil, bir annenin çocuğunun başını okşadığı o küçük yuvasında hazırlanır.
Bizim ihtiyacımız sadece nüfus da değildir.
Bizim ihtiyacımız; seven, merhamet eden, ahlak sahibi, ailesine bağlı, ülkesine aidiyet duyan, çalışkan ve vicdanlı bir nesildir.
Ve unutmayalım:
Cennet niçin annelerin ayakları altındadır?
Çünkü anne yalnızca bir çocuğu değil, bir nesli taşır yüreğinde, kalbinde, kucağında!
Öyleyse Türkiye’nin demografik seferberliği sadece daha çok çocuk doğurma seferberliği de olamaz.
Bu seferberlik aynı zamanda aileyi, anneliği, çocukluğu, şefkati, merhameti ve insan yetiştirme kültürünü yeniden ayağa kaldırma seferberliği olmak zorundadır.
Türkiye bunu yapabilir mi?
Elbette yapabilir.
Çünkü bizim hâlâ ailemiz var!
Hâlâ annelerimiz var’
Hâlâ fedakârlık kültürümüz var!
Hâlâ merhamet damarımız kurumadı!
Yeter ki meseleyi sadece rakamlardan ibaret görmeyelim.
Yeter ki ‘‘ev hanımı’’ anneye “çalışmıyor” demek yerine, “geleceği yetiştiriyor” diyebilelim.
Yeter ki anneyi, anneliği baş tacı edelim.
YETER Kİ ‘‘EV HANIMI’’ ANNENİN EMEĞİNİ DE DEVLET POLİTİKASI HÂLİNE GETİRELİM.
Çünkü bugün annenin değerini korumazsak, yarın sadece nüfusu değil, toplumun ruhunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız.
Ve artık şu yalın gerçeği bütün açıklığıyla haykırmanın vaktidir!:
Bir milletin geleceği sadece nüfus cetvellerinde değil, annelerin ruhunda, kalbinde, kucağında büyür! Vesselam.
Erol KAVUNCU
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
