Bugun...


Mustafa Taşkanat

facebook-paylas
Barıştan Korkulur mu?
Tarih: 09-08-2026 15:32:00 Güncelleme: 09-08-2026 15:32:00


Barıştan Korkulur mu?

Türkiye, yıllardır aynı sorunun etrafında dönüp duruyor: Terör sona erecek mi, bu ülke evlatlarını bir daha dağlarda kaybetmeyecek mi?

Bugün önümüzde duran mesele, herhangi bir siyasi partinin günlük polemiğine indirgenemeyecek kadar büyük. Söz konusu olan; annelerin evlatlarına kavuşması, gençlerin silahın değil eğitimin ve üretimin peşinden gitmesi, Doğu ve Güneydoğu’nun potansiyelini tam anlamıyla kullanabilmesi ve Türkiye’nin enerjisini çatışmaya değil kalkınmaya harcamasıdır.

Bu nedenle, kamuoyunun önüne getirilen 12 maddelik düzenlemenin okunmadan, anlaşılmadan ve içeriği tartışılmadan “teröre af” şeklinde etiketlenmesi, sağlıklı bir tartışma zemini oluşturmuyor.

Elbette herkesin soru sorma, eleştirme ve itiraz etme hakkı vardır. Hatta böylesine hassas bir konuda Meclis’in, hukukçuların, akademisyenlerin ve toplumun bütün kesimlerinin dikkatle değerlendirme yapması gerekir. Fakat eleştiri ile peşin hüküm arasında önemli bir fark vardır.

Önce metni okuyalım.

Ne getiriyor, ne getirmiyor?

Devlete hangi sorumlulukları yüklüyor, terör örgütüne ve silah bırakanlara hangi hukuki çerçeveyi çiziyor?

Bunları konuşmadan “af geliyor” demek, toplumu bilgilendirmekten çok korkular üzerinden siyaset yapmak olur.

Terör biterse kaybeden Türkiye mi olur?

Asıl sorulması gereken soru belki de budur.

Terörün bitmesinden kim zarar görür?

Türkiye mi?

Doğu ve Güneydoğu’daki vatandaş mı?

Esnaf mı?

Çiftçi mi?

Turizmci mi?

Yatırımcı mı?

Yoksa yıllardır Türkiye’nin kronik meselelerinden siyasi malzeme üretmeye alışmış olanlar mı?

Terörün sona ermesi, Türkiye'nin ekonomik ve sosyal hayatında yeni bir sayfa açabilir. Yatırımın önündeki belirsizlikler azalır, turizm hareketlenir, üretim artar, gençlerin önündeki seçenekler çoğalır.

Bölgeyi gören, oradaki vatandaşla konuşan herkesin fark edebileceği bir gerçek var: İnsanlar huzur istiyor.

Esnaf daha fazla müşteri, gençler daha fazla iş imkânı, aileler çocuklarının güvenli bir geleceğe sahip olmasını istiyor.

Hiçbir anne-babanın siyasi polemiğe ihtiyacı yok. Onların ihtiyacı huzur.

Doğu’nun meselesi artık sadece güvenlik değildir

Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusu yalnızca terör başlığı altında konuşulmayacak kadar büyük bir ekonomik ve kültürel potansiyele sahip.

Turizmden tarıma, hayvancılıktan sanayiye, lojistikten ticarete kadar çok geniş bir alan var.

Huzur arttıkça bu potansiyelin daha fazla ortaya çıkması mümkündür.

Bugün batıdan doğuya doğru gerçekleşen turizm hareketliliği bile Türkiye’nin algısının nasıl değişebileceğini gösteriyor. İnsanlar tarihî şehirleri, doğal güzellikleri, yöresel mutfağı ve kültürel mirası görmek için bölgeye gidiyor.

Bu tabloyu büyütmek mümkün.

Fakat bunun için önce huzuru kalıcılaştırmak gerekiyor.

Kalkınmanın yolu, çatışmadan değil üretimden geçiyor

Türkiye'nin son yıllarda yaptığı büyük altyapı yatırımları, aslında kalkınmanın ne anlama geldiğini gösterdi.

Havalimanları, köprüler, Marmaray, hızlı tren hatları, yollar, tüneller ve lojistik yatırımları yalnızca beton ve demirden ibaret değildir.

Bunların arkasındaki asıl fikir, Türkiye'nin şehirlerini ve bölgelerini birbirine daha fazla bağlamaktır.

Şimdi aynı anlayışı güvenlik ve toplumsal huzur alanında da göstermek gerekiyor.

Bir bölgede terör tehdidi azalır, güvenlik güçlerinin üzerindeki yük hafifler, yatırımcı geleceğini daha öngörülebilir görür ve vatandaş kendisini daha güvende hissederse kalkınmanın önü açılır.

Bunun kazananı iktidar ya da muhalefet değildir.

Kazanan Türkiye'dir.

Muhalefetin görevi itiraz etmek değil mi?

Elbette muhalefet itiraz edecek.

Demokrasinin gereği budur.

Ancak muhalefet etmek ile her gelişmeyi başarısızlığa mahkûm etmeye çalışmak aynı şey değildir.

Bir siyasi proje yanlışsa, yanlış olduğu somut gerekçelerle anlatılmalıdır.

Bir madde hukuka aykırı ise, hangi maddesinin neden hukuka aykırı olduğu açıklanmalıdır.

Bir güvenlik riski varsa, bunun ne olduğu ortaya konulmalıdır.

Fakat daha metni okumadan “af”, “taviz”, “ülke bölünüyor” gibi ağır ifadelerle topluma korku pompalamak, Türkiye'nin yıllardır aşamadığı psikolojik duvarları daha da yükseltmekten başka işe yaramaz.

Hele mesele terörün sona ermesi ise, siyasi hesapların bir adım geriye çekilmesi gerekir.

Çünkü burada konuştuğumuz şey bir seçim kazanmak değil, bir ülkenin geleceğidir.

Barış, teslimiyet değildir

Barış sürecini desteklemek, terör örgütünün taleplerini kabul etmek anlamına gelmez.

Tam tersine, güçlü bir devletin hedefi; silahın, şiddetin ve tehdidin siyaset üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak; meseleyi hukuk, demokrasi ve vatandaşlık temelinde çözmektir.

Türkiye'nin güvenliği ile barış arasında tercih yapmak zorunda olduğumuzu düşünmek de yanlıştır.

Kalıcı barış, ancak güçlü güvenlik ve güçlü hukuk düzeniyle mümkündür.

Devletin güvenliği korunacak, vatandaşın hakkı korunacak, terörün silahı devre dışı kalacak ve Türkiye yoluna devam edecektir.

Bunun adı taviz değil, devlet aklıdır.

Artık birbirimizin düşmanı değil, aynı ülkenin insanıyız

Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat bulunuyor.

Yıllardır enerjimizi tüketen bir meseleyi geride bırakmak…

Doğu ile Batı arasındaki ekonomik ve sosyal bağları daha da güçlendirmek…

Gençlerin geleceğini dağlarda değil üniversitelerde, fabrikalarda, teknoloji merkezlerinde ve işletmelerde aramasını sağlamak…

Bütün bunlar başarabilirse, bundan sadece bir siyasi parti değil, 86 milyon insan kazanır.

Bu nedenle barış sürecine yaklaşırken sloganlardan önce metne, korkulardan önce gerçeklere, siyasi hesaplardan önce Türkiye'nin uzun vadeli menfaatlerine bakmak gerekiyor.

Eleştirelim.

Soralım.

Denetleyelim.

Yanlış gördüğümüz yerde itiraz edelim.

Ama bir şeyi de unutmayalım:

Terörün bitmesine karşı çıkmakla, terörün bitirilme yöntemini sorgulamak aynı şey değildir.

Yöntemi tartışabiliriz.

Hukuki çerçeveyi tartışabiliriz.

Güvenlik tedbirlerini tartışabiliriz.

Ama Türkiye'nin terörsüz bir geleceğe kavuşması hedefinde ortaklaşabilmeliyiz.

Çünkü barışın kazananı hükümet değil, muhalefet değil; Türkiye olacaktır.

Ve belki de yıllardır aradığımız en büyük siyasi başarı, bir gün çocuklarımıza “Biz bu ülkenin terör meselesini de çözdük” diyebilmektir.

**Barıştan korkmayalım.

Barışın hukukunu, güvenliğini ve şartlarını konuşalım.

Ama barış ihtimalinin kendisinden korkmayalım.**

 

Selam ve Dua İle.



Bu yazı 126 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI