Bugun...


Nur Delice

facebook-paylas
ÇOCUKLARIMIZI KİMDEN KORUYACAĞIZ?
Tarih: 15-10-2026 01:56:00 Güncelleme: 15-10-2026 01:56:00


ÇOCUKLARIMIZI KİMDEN KORUYACAĞIZ?

Bu sabah saat 07.50 sıralarında 297 numaralı halk otobüsünde yaşanan bir olay, artık hepimizin üzerinde ciddi ciddi düşünmesi gereken bir noktaya geldiğimizi bir kez daha gösterdi.

Lise öğrencisi olduğunu tahmin ettiğim bir genç otobüse bindi. Elindeki 20 TL’yi şoförün üzerine fırlatarak geçti. Şoför, yere düşen parayı alırken parayı atmamasını söyleyince genç geri döndü ve şoföre hakaret etmeye başladı.

Yolcuların tepki göstermesi üzerine elini cebine atan genç, şoföre doğru yaklaşarak “Şu bıçağı sokayım mı sana?” şeklinde tehditte bulundu.

Şoförün, “Sabah sabah içip başımıza dikiliyorsunuz, in aşağı.” diyerek tepki göstermesi üzerine olay daha da gerildi. Gencin ayakta durmakta zorlandığı, konuşmasının bozulduğu ve kelimeleri ağzında yuvarlayarak söylediği açıkça görülüyordu.

Ben de olayın toplum açısından önem taşıdığını düşünerek kayıt altına almaya çalıştım. Ancak telefonumun hafızasının dolu olması nedeniyle çekim konusunda istediğim sonucu alamadım. Canlı yayın yapmak ise ancak olaydan sonra aklıma geldi.

Fakat o an otobüsteki insanların söylediği cümle aslında yaşanan tehlikenin boyutunu özetliyordu:

“Artık ne otobüse rahatça binebiliyoruz ne de çocuklarımızı okula güvenle gönderebiliyoruz. Çocuklardan korkar hale geldik.”

En dikkat çekici noktalardan biri ise şoförün yaşadığı korkuydu. Kamera kaydının bulunduğunu bilmesine rağmen, gencin kendisine yeniden zarar vermesinden endişe ediyordu.

Ayağa kalkıp otobüste polis olduğunu söylemesi üzerine genç bir süre geri çekildi. Cebine attığı elini çıkarmakta zorlandı. Ardından, yüksek ihtimalle “Sonra görüşürüz.” anlamına gelen sözlerle otobüsten ayrıldı.

Asıl endişem ise bundan sonrası…

Eğer bu genç gerçekten madde etkisindeyse ve aynı çevre içerisinde hareket ediyorsa, yeniden aynı otobüse binmesi veya şoföre karşı intikam duygusuyla hareket etmesi ihtimalini kim göz ardı edebilir?

Ben bu nedenle yaşanan olayı kayda almaya çalıştım. Amacım bir genci teşhir etmek değil; olası yeni bir olayın önüne geçilebilmesi, gerekli kurumların haberdar edilmesi ve belki de bir canın kurtarılmasıydı.

İHBAR ETMEK, BİRİNİ İHBAR ETMEK DEĞİL; BİR HAYATI KORUMAKTIR

Yıllardır bağımlılıkla mücadele alanında söylüyorum:

İlk polis annemizdir.

Ancak bunun anlamı yalnızca polis çağırmak değildir. Çevremizde yaşanan olaylara karşı duyarlı olmak, gördüğümüz tehlikeyi doğru mercilere bildirmek ve bir sonraki mağdurun ortaya çıkmasını beklememektir.

“Maddeyi kullandığında ne yaptığını bilmiyor, ayılınca zaten unutuyor.” deniliyor.

Hayır.

Bağımlılık yalnızca o an yaşanan bir taşkınlıktan ibaret değildir. Madde kullanımıyla birlikte şiddet, tehdit, öfke ve kontrol kaybı riski de toplum için ciddi bir güvenlik ve halk sağlığı meselesine dönüşebilmektedir. Bu nedenle olay yaşandıktan sonra “nasıl olsa geçti” diyerek kenara çekilmek yerine, erken müdahale ve önleyici çalışmalar güçlendirilmelidir.

Bugün bir otobüs şoförü tehdit ediliyor.

Yarın bir başka şoför, bir öğrenci, bir öğretmen, bir anne, bir baba veya sokaktan geçen herhangi bir vatandaş aynı tehditle karşı karşıya kalabilir.

BU SADECE MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞININ MESELESİ DEĞİL

Bağımlılıkla mücadeleyi yalnızca okullara, yalnızca öğretmenlere veya yalnızca Millî Eğitim Bakanlığına bırakarak bu sorunu çözemeyiz.

Bu mesele;

İçişleri, Millî Eğitim, Sağlık, Aile ve Sosyal Hizmetler, Adalet, Gençlik ve Spor başta olmak üzere ilgili bütün kurumların koordinasyon içinde hareket etmesini gerektiren topyekûn bir mücadeledir.

Üstelik yalnızca kurumların bir araya gelmesi de yeterli değildir.

Bu alanda yıllardır çalışan, sahayı bilen, bağımlılığın aileler üzerindeki etkisini yaşayan, rehabilitasyon süreçlerini bilen, mücadelede deneyim kazanmış kurumsal ve bireysel gönüllülerin de devlet çatısı altında sürece dâhil edilmesi gerekiyor.

Çünkü bağımlılıkla mücadele, masa başında yalnızca raporlarla öğrenilecek bir mesele değildir.

Bu yoldan geçmiş, sahayı görmüş, deneyim kazanmış insanların tecrübesinden yararlanmak zorundayız.

Artık deneme-yanılma yöntemiyle çocuklarımızın geleceğini riske atamayız.

Her gün bir başka aile, bir başka çocuk, bir başka genç ve bugün olduğu gibi bir başka vatandaş zarar görmeden önce harekete geçmeliyiz.

Ben yıllardır aynı şeyi söylüyorum:

Bağımlılıkla mücadele yalnızca bağımlıyla mücadele değildir; bağımlılığa götüren yolu kapatma mücadelesidir.

Bugün 297 numaralı otobüste yaşanan olay belki daha büyük bir felaket yaşanmadan sonlandı.

Dileğim, bu olayın yalnızca “sabah otobüsünde yaşanan bir tartışma” olarak görülmemesi…

Bir gencin, bir şoförün ve o otobüsteki onlarca insanın yaşadığı korkunun bize bir şey anlatmasına izin verelim.

Çocuklarımızı korkudan değil, güvenle okula gönderebildiğimiz bir Türkiye için artık hep birlikte harekete geçelim.

Çünkü bağımlılıkla mücadelede geç kalınan her dakika, başka bir hayatın bedeli olabilir.



Bu yazı 30 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI