Bugun...


Fikriye Ayrancı Keper

facebook-paylas
Ahde Vefa: Kalbimizde Taşıdığımız Borçlar
Tarih: 11-08-2026 00:08:00 Güncelleme: 11-08-2026 00:08:00


Ahde Vefa: Kalbimizde Taşıdığımız Borçlar


Hiç düşündünüz mü?

Bugün olduğunuz insan olmanızda kimlerin emeği var?

Bugün yürüdüğünüz yolda, belki farkında olmadan size güç veren, yol gösteren, elinizden tutan insanlar oldu.

Bir babanın sessiz fedakârlıkları…

Bir annenin bitmeyen sabrı…

Bir öğretmenin yıllar önce söylediği bir cümle…

Bir dostun en zor gününüzde verdiği destek…

Bir komşunun kapınızı çalıp “Bir ihtiyacın var mı?” diye sorması…

Belki de hayatımızın en büyük zenginlikleri, farkına varmadan yanımızdan gelip geçen bu insanlardır.

Peki hiç durup düşündünüz mü?

Bu insanları ne kadar hatırlıyoruz?
Bize iyi gelenleri, hayatımızın yoğunluğu içinde ne kadar zaman ayırıyoruz?

İşte ahde vefa tam da burada başlıyor.

Ahde vefa, sadece verilen bir sözü yerine getirmek değildir.
Ahde vefa; geçmişte sana uzanan eli unutmamaktır.

Kimse görmezken yanında duran insanı hatırlayabilmektir.
Sana inanan, sana güvenen, sen düştüğünde seni kaldıran insanların değerini bilmektir.

Çünkü insanın gerçek karakteri, güçlü olduğu zamanlarda geçmişine nasıl baktığıyla ortaya çıkar.

Bir baba düşünelim…
Yıllarca ailesi için çalışan, çabalayan, kendi yorgunluğunu içine atan bir baba…
Sabahın erken saatlerinde, daha sokaklar tam uyanmadan evden çıkar. Kimi zaman soğukta, kimi zaman yağmurun altında ekmeğinin peşine düşer. Gün boyunca çalışır, yorulur; belki kimsenin bilmediği sıkıntılarla mücadele eder.
Akşam olduğunda yüzünde günün yorgunluğu, omuzlarında hayatın yükü vardır. Ama evinin kapısından içeri girerken bütün yorgunluğunu geride bırakmaya çalışır. Çünkü çocuklarına karşı hep güçlü olmak ister. Onun en büyük mutluluğu, ailesinin huzurlu ve güvende olduğunu görmektir.
Belki kendine yeni bir kıyafet almaz.
Belki yıllarca aynı montu giyer.
Belki kendi ihtiyaçlarını erteler ama çocuğunun bir eksiği olsun istemez.
Çünkü bazı anne babalar, kendi hayallerini çocuklarının geleceğine emanet eder. Kendi isteklerinden vazgeçip, çocuklarının daha güzel bir hayat kurabilmesi için sessizce mücadele eder.
Yıllar geçer…
O çocuk büyür.
Okur, meslek sahibi olur, kendi hayatını kurar.
Babasının yaptığı fedakârlıkları bilir belki… Ama hayatın telaşı, işlerin yoğunluğu, günlük koşuşturma derken aramalar azalır.
Baba ise bazen telefonuna bakar.
Belki bir mesaj bekler.
Belki sadece bir ses duymak ister.
“Babamm, nasılsın?”
Aslında beklediği büyük şeyler değildir.
Ne pahalı bir hediye ne de geçmişin karşılığı…
Sadece hatırlanmaktır.
Çünkü insan yaş aldıkça anlar; bazı insanların ihtiyacı bir şey almak değil, kalpteki yerini hâlâ koruduğunu hissetmektir.
Bazen bir telefon, bazen kısa bir ziyaret, bazen içten bir sarılma… Bir ömrün bütün yorgunluğunu hafifletmeye yeter.

Şimdi de bir anneyi düşünelim…
Yıllarını çocuklarına adamış, onların mutluluğu için kendi isteklerini hep ertelemiş bir anneyi…
Yıllar ne çabuk geçmiştir kim bilir…
Bir zamanlar evin içinde koşuşturan çocukları büyümüş, kendi yuvalarını kurmuştur. 

Anne şuan evinde belki o eski neşeli günlerini hatırlayarak yaşıyordur.
Elbette çocukları vardır. Arayıp soranları da vardır, ihtiyaçlarını karşılayanları da…
Ama bir annenin kalbi bazen bunlardan çok daha fazlasını ister.
Bir gün kapısı çalsın ister.
Evladı içeri girip,
“Annemm, ben geldim…”
desin ister.
Yanına otursun, elini tutsun, birlikte bir çay içsin, biraz sohbet etsin ister.

Çünkü anneler bazen büyük şeyler beklemez.
Ne pahalı hediyeler ne de büyük sözler…
Bazen sadece evladının sesini duymak, sıcaklığını hissetmek ister.

Peki siz hiç düşündünüz mü?

Sizin bugün aramanızı bekleyen biri var mı?
Sizin birkaç dakikanızla yüzü gülecek biri…

***

Belki de hayatın telaşı içinde sürekli ertelediğimiz insanlar, aslında bize en çok değer veren insanlardır.
Çünkü bazı insanlar bizden bir şey istemez.
Sadece unutulmadıklarını bilmek ister.
Ve bir annenin kalbinde, evladının kapıdan giriş sesi her zaman başka bir yere sahiptir.

“Annemm, ben geldim…”
Bazen dünyadaki en güzel cümlelerden biridir.

Bir dost düşünün…
Hayatınızın en zor dönemindesiniz.
Herkes kendi derdine düşmüş. Kimse ne yaşadığınızı tam anlamıyor.
Tam o sırada biri çıkıyor karşınıza.

Sizi utandırmadan, büyük sözler söylemeden yanınızda oluyor.
Belki cebine sessizce destek koyuyor.
Belki yanınıza gelip sadece “Omuzunuza dokunup, sen bunu da atlatırsın, yanındayım” diyor.

İşte bazı insanlar hayatımızdan böyle gelip geçer.
Gürültü yapmadan…
Ama kalbimizde iz bırakarak.
Yıllar sonra şartlar değişebilir.

Bugün güçlü olan insan, yarın desteğe ihtiyaç duyabilir.

İşte vefa o zaman belli olur.

Çünkü gerçek dostluk, sadece güzel günlerde hatırlanmak değildir.
Zor zamanında hatırlayabilmektir.

Bir öğretmen düşünelim...
Yıllarını öğrencilerine adamış.
Binlerce çocuğun hayatına dokunmuş.
Yıllar sonra bir gün eski öğrencisi karşısına çıkar.
“Öğretmenim, beni hatırladınız mı?” der.
Belki öğretmen hatırlamaz.
Ama öğrenci gülümseyerek şöyle söyler:
“Ben bugün olduğum kişi olmamda sizin emeğinizi hiç unutmadım.”
Bazı teşekkürler yıllar sonra gelir.
Ama geldiğinde bir ömür yeter.
Çünkü insan bazen yaptığı iyiliğin karşılığını hemen alamaz.
Ama güzel bir iz bıraktıysa, o iz bir gün mutlaka karşısına çıkar.

***

Bir zamanlar komşuluklar vardı.
Bir evin ışığı birkaç gün yanmasa fark edilirdi.
Bir yaşlı komşu görünmese kapısı çalınırdı.
Bir tabak yemek paylaşılırdı.
Bir acı olduğunda herkes biraz susar, biraz destek olurdu.
Şimdi ise bazen aynı apartmanda yaşayan insanların birbirinden haberi bile olmuyor.
Oysa insan olmak biraz da birbirini fark etmektir.

Bir annenin bayram hazırlığını düşünün…
Çocuklarının sevdiği yemekleri yapıyor.
Sofrayı hazırlıyor.
En güzel tabaklarını çıkarıyor.
İçinde küçük bir umut var:

“Bu bayram hep birlikte olacaz.”
Sonra bir telefon geliyor:

“Anne, bu bayram gelemiyoruz” diye.

Anne her zamanki gibi cevap veriyor:
“Canınız sağ olsun yavrularım.”

Ama telefon kapandıktan sonra masadaki boş sandalyeler, sofradan toplanan fazla tabaklar konuşmaya başlar.

Çünkü bazı bekleyişlerin sesi çıkmaz.

Bazı kırgınlıklar sadece kalpte yaşanır.

***

Gurbette yaşayanlar çok iyi bilir…
Bazen bir koku insanı yıllar öncesine götürür.
Bazen duyulan eski bir türkü gözleri doldurur.
Bazen çocuklukta yenilen bir yemek, insanın kalbinde hiç kapanmayan bir kapıyı açar.

Çünkü insan sadece insanlara değil;
geçmişine,
çocukluğuna,
memleketine,
hatıralarına da vefa duyar.

Bir gün emekli olan bir insan düşünün…
Yıllarca çalıştığı yerde büyük sorumluluklar taşımış.
Onun olmadığı gün işler devam etmiş.
Hayat akmaya devam etmiş.

O zaman anlar ki;
Makamlar geçicidir.
Ünvanlar geçicidir.
Asıl kalan, insanların kalbinde bıraktığın yerdir.

Belki bugün hâlâ arayabileceğiniz biri vardır.

Belki gönlünü almanız gereken biri…

Belki teşekkür etmeniz gereken biri…

Belki de “Seni unutmadım.” demeniz gereken biri…

Bazen çok geç kalmadan hatırlamak gerekir.

Çünkü bazı insanlar hayattayken değer görmek ister.

Ahde vefa, geçmişe bağlı kalmak değildir.
Ahde vefa, insanlığımızı korumaktır.

Çünkü bize yapılan iyilikleri unuttuğumuzda, aslında kendi değerlerimizden de uzaklaşmaya başlarız.

Hayat bize çok şey öğretir.
Ama en önemli derslerden biri şudur:
İnsan, sahip olduklarıyla değil;
unutmadıklarıyla zengindir.

Ve belki de bu dünyada bırakabileceğimiz en güzel iz şudur:

Bir gün birinin kalbinden 
“Beni unutmadı…”
sözünü geçirebilmek.

Sevgiyle…

Fikriye Ayrancı Keper



Bu yazı 340 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI